Saturday, August 25, 2007

Anayasa Mahkemesi'nin yapısında değişime ihtiyaç var

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=554982&keyfield=C3BC6D6974206B61726461C59F

Zaman , 23 Haziran 2007, Cumartesi



[Yorum - Dr. Ümit Kardaş]

Anayasa Mahkemesi'nin yapısında değişime ihtiyaç var



Türkiye'nin demokratikleşmesinde, kurulacak anayasal çatının önemi bulunmaktadır. Yeni yapılacak anayasada MGK gibi yarı askerî bir kurum, askerî mahkemeler, disiplin mahkemeleri, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi gibi askerî kurumlar yer almamalıdır.



Kısa ve öz olarak yazılacak böyle bir anayasa askerin yürütme erkine ortak olmasını ve kendisine ait cezai ve idarî yargı alanları yaratmasını önlemiş olacaktır. Böylece öncelikle askerin siyaset kurumu üzerindeki vesayeti ve kendisine hukuk alanı yaratması sonucu oluşan hukukun zemin yitirmesi önlenmiş olacaktır. Siyasetin askerîleşmesi sonucu oluşan tıkanıklıklar giderilecek, siyaset çözüm üreten bir kurum durumuna gelecektir. Siyaset alanının sivilleşmesiyle birlikte toplumsal alanın da sivilleşmesi kolaylaşacaktır. Yeni anayasada temel hak ve özgürlükler tarif edilmeli, bu hak ve özgürlüklerin ancak demokratik bir toplumda gereklilik ve meşru amaçla orantılılık ölçütlerine göre yasayla sınırlanabileceği özellikle belirtilmelidir. Bu anayasada yasal hakim ilkesi değil, tabii hakim ilkesi açıkça düzenlenmelidir. Yeni anayasada cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler, YAŞ ve HSYK gibi organların aldıkları tüm kararlar dahil hiçbir organın işlem ve eylemlerinin yargı denetimi dışında kalmayacağı öngörülmelidir. Böylece hukukla sınırlanmış bir siyaset ve bürokrasi çerçevesi çizilmiş olacaktır.

Özellikle hukuk güvenliğinin temeli olan adil yargılanma hakkının gerçekleşmesi yargılama organizasyonunun tek çatı altında toplanmasıyla sağlanacaktır. Tek bir yargıç statüsü, tek çatı olarak Yargıtay altında toplanmış, uzmanlık dalları olan yargı organizasyonu, tek bir ceza usul yöntemi hem yargılama birliğini hem de hukuk güvenliğini sağlayacaktır. Güvenceli savcılara bağlı, hukuk eğitiminden geçmiş, teknolojik bakımdan donanımlı adlî kolluk örgütü kurulması, kaliteli hukuk eğitimi, iyi seçilmiş hakim, savcı, avukat ve adlî personel kadrosunun sağlanması önemlidir. Çok şikâyet edilen hakim tarafsızlığı konusu yukarıda belirtilen tüm ilkelerle bağlantılı olduğu gibi hukukçuların bilgi ve vicdan sahibi olmalarıyla da yakından ilgilidir. Türkiye'de askerî vesayet ve devlet ideolojisi hakim tarafsızlığını etkilemektedir. Her türlü silahlı güç, ideoloji ve iktidar karşısında hakimin bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruması kolay değildir. Tarafsız hakim için hakimin bilgili, donanımlı, ahlaklı, vicdanlı ve güvenceli olması gerekmektedir. Almanya'da hukuk öğrenimi 7 dönem sürer ve bu dönemin sonunda diploma verilmez. Kişi 1. yeterlik sınavına giriş hakkını kazanır. Bu sınavda iki hak tanınmış olduğundan kendisini hazır hissetmeyen sınava girmez. Sınavı kazanan, devletin ücret verdiği, 2,5 yıl süren staja başlama hakkını kazanır. Stajın sonunda yapılan 2. yeterlik sınavını kazanan, tam hukukçu "assessor" unvanını alır. Assessor, hakimlik mesleğini yapabilecek tarzda yetiştirildiğinden diğer meslek gruplarına (avukatlık, noterlik, savcılık, şirket avukatlığı) kolayca uyum gösterir. Yine hukuk fakültesi mezunu olmayanların hakim olmaları önlenmelidir. Hukuk nosyonu olmayan, hukuk felsefesi, hukuk sosyolojisi altyapısı bulunmayan meslek sahiplerine hakimlik yaptırmak hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Yine Anayasa Mahkemesi üyeleri içinde bu şekilde hakimlik kariyeri yapmış üyeler bulunmaktadır. Bu mahkemenin aynı zamanda yüce divan olarak ceza yargılaması yaptığı düşünüldüğünde böyle bir yapılanmanın sakıncaları ortaya çıkmaktadır. Bu mahkemeye hakimlik, avukatlık, akademisyenlik alanında belli bir düzeye gelmiş olanlar arasından üye seçimi yapılmalı, bu mahkemeye parlamento üye seçebilmeli ve yurttaşlara bireysel başvuru hakkı tanınmalıdır. Bunların dışında Adalet Bakanlığı'nın bütçeden aldığı payın artırılıp han ve apartmanlardan bozma yerlerde adalet dağıtılmasına son verilerek yargının işlevine ve prestijine uygun bir altyapıya kavuşturulması zorunludur. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nda yapılan son değişiklikler faşist uygulamaların yolunu açacak niteliktedir. Bu değişikliklerle birlikte devletin polis-devlet niteliği ön plana çıkmıştır. Böylece rejim askerî vesayete dayalı polis-devlet (çelikten devlet) olarak demokrasi ve hukuk dışılığa savrulmuştur. Ceza hukukunun evrensel ilkelerini zedeleyen ve çifte standartlı bir ceza uygulamasına neden olan Terörle Mücadele Yasası'nın kaldırılarak, Türk Ceza Kanunu'nda ifade özgürlüğü ile birlikte basın özgürlüğünü güvenceye alacak değişiklikler yapılması gerekmektedir. Ancak tüm bu önceliklerin yanında demokratik cumhuriyeti kurabilmek ve yaşatabilmek için birey-yurttaş yetiştirebilecek eğitim ve kültür politikalarını planlayıp, uygulamak da önemlidir. Yargının demokratikleşmesinin rejimin demokratikleşmesi açısından yaşamsal önemde olduğu ortadadır. Türkiye'nin geleceği yargının demokratikleştirilmesiyle yakından ilgilidir. (BİTTİ)

DR. ÜMİT KARDAŞ
23 Haziran 2007, Cumartesi

No comments: